Gerçek öyle değilmiş

0
50

MEHMET BAYER – 09.07.2020 – Hibya – 1. Dünya Savaşı’nın değişik cephelerinde çekilen tarihi fotoğrafların yıllar sonra anlaşılan gerçeklikleri ”Aslında gerçek öyle değilmiş” dedirten türden.

Çanakkale Kara Savaşları sırasında çekilen, yurtiçi ve yurtdışındaki onlarca yayında kullanılan, tüfeğine dayanan İngiliz askerinin, mezarı başında arkadaşını anmasını temsil eden siluet fotoğrafın anlamı yıllar sonra değişti.

”Twenty Years After, The Battlefields of 1914-18 : Then and now” (20 yıl sonra, 1914-18 cepheleri, o zaman ve şimdi) adlı mecranın bir okuyucusunun dikkati, tarihi fotoğrafın temasının değişmesine neden oldu.

Söz konusu yayın bu ”düzeltmeyi” okurlarına şöyle aktardı: ”Burada görülen resim, çoğu kez çoğaltılarak günlük basın ve her yerde gösterildi. Bir okurun yardımı ile bu resmin hakiki olmadığını teyit ettik. Gelibolu’da çekilen bir resim, ama asker poz veriyor ve ‘haç’ aslında çamaşır ipini tutmak için dikilmiş tahta sopa. Fotoğraf, İngiliz İmparatorluğu Savaş Müzesi’nden kaldırıldı.”

İngiliz yazar Stephen Chambers, HİBYA muhabirine yaptığı açıklamada, ”Twenty Years After” adlı kitabı bildiğini ve fotoğrafın ”sahte”liğinin de farkında olduğunu söyledi.

Fotoğrafı çeken Ernest Brookes’un böyle fotoğrafları ”yeniden canlandırmasıyla” ün salan bir isim olduğunu belirten Chambers, ”Gelibolu’da onun çektiği başka ‘sahte’ fotoğraflar da var. Kendisi Gelibolu’ya indi, fakat zamanının büyük bir kısmını Limni ve Gökçeada’da geçirdi, savaştan uzakta. Bu yüzden böyle resimleri ‘tekrardan yaratma’ imkanı oldu. Çok çarpıcı bir fotoğraf olmasına rağmen resim Brooks tarafından canlandırıldı.” dedi.

Chambers, yine, iki Avustralyalı askerin arasında, üzeri ağaçlarla kamufle edilmiş esir bir Türk askerinin görüldüğü tarihi fotoğrafta, Türk askerinin ”keskin nişancı” olarak belirtildiğini ifade ederek, ”Aslında bu fotoğraf Gökçeada’da çekildi. Fotoğrafta ortada duran bir Türk mahkum, ama keskin nişancı gibi giydirilmiş. İki muhafız ise Avustralya saha fırıncıları birliğinden askerler. Büyük ihtimalle savaş esnasında ekmek Türkler’den daha tehlikeliydi.” diye konuştu.

Stephen Chambers, Avustralyalı tarihçi Charles Bean’in, Brooks hakkında ”Küçük bir arkadaşımız, ama iyi bir fotoğrafçı, fakat sahtecilik yapmaması için dikkatli olunmalı.” ifadesini kullandığını sözlerine ekledi.

– Araştırmacı Grundy

İngiltere’de yaşayan araştırmacı Jim Grundy ise söz konusu fotoğrafın ilk olarak 2 Ekim 1915’de İngiliz yayını ”The Graphic”te yayımlandığını söyledi.

Grundy, eğer kendisinin bu konuda bir şey yazacak olması halinde, böylesine ikonik bir fotoğrafın sahtelendiğinin teyit edildiği hakkında görüşlerini aktarabileceğini, bir askerin, yakın bir arkadaşını anması değil, ama bir adamın çamaşır ipliğine bakmasının resimlendiğini söyleyeceğini dile getirdi.

– ”Tanıdığım eski manzaraya son bir kez baktım”

O dönemde çok az kişinin Gelibolu’dan geri çekilmeyi ve mağlubiyeti dile getirdiğini aktaran Grundy, ”Hızlı ve kolay zaferin hayalleri, çoktan suya düşmüştü. O kadar fazla askerin amaçsız bir şekilde öldüğünü itiraf etmek ve kabul etmek zordu. İngilizler, Seddülbahir bölgesinde (Cape Helles) birkaç mil yol gidebilmelerine, o kadar kanlı çatışmalara rağmen Kirte köyünü (Alçıtepe) bile ele geçiremedi.” dedi.

Grundy, Amerikalı gazeteci Granville Forestcue’nun ”Avustralyalıların elinde bir plajdan fazla bir şey yok.” değerlendirmesini yaptığına işaret ederek, şöyle konuştu:

”İstanbul’a el koyulmasını ve hızlı galibiyet vaat eden bir askeri operasyon için bu çok büyük bir hayal kırıklığıydı.

Yarımadayı terk etme kararı alındıktan sonra ve tahliyeler başladığı zaman bir sürü asker, kaybettikleri arkadaşları ve silah arkadaşlarını düşünmeye başladı. Bazı birimler, gemilere binmeden hemen önce askerlerin mezarlarını ziyaret etme planları yaptı.

Bazı askerler de kendi kendilerine düşen askerlere saygılarını sundu. Avustralya 6. Hafif Atlı Tugayı’ndan Teğmen Bertie Lowing, ‘Tanıdığım eski manzaraya son bir kez baktım ve burayı bırakmaktan üzüntü gibi bir şey hissetmekten, kendimi alamadım, özellikle arkadaşlarımızın ve yoldaşlarımızın mezarlarının üzerindeki küçük haçların sayısına baktıktan sonra. Onlar her şeylerini verdiler ve sonuçta hiçbir şey elde edilemedi.’ şeklinde görüşünü paylaşmış.”

”Acaba bizi duyuyorlar mı?”

Jim Grundy, Gelibolu Yarımadası’nı son terk edenlerden Yeni Zellanda Canterbury atlı tüfekçilerinden Binbaşı Charles Powles’in anılarında o günleri şöyle kaydettiğini aktardı:

”Sessiz derelerin, sessiz ölülerin üzerinden geçtiler, onları seven yoldaşlarının, onları son günlerinde hatırlamak için diktiği haçların altında gömülü o ölüler…Herkesin aklında ‘Acaba bizi duyuyorlar mı?’ gibi düşünceler vardı ve herkesin içine bir pişmanlık oturdu. Arkadaşlarını bırakmanın ve yarıda kalmış bir görevin getirdiği pişmanlık.”

Geri çekildikten sonra bile askerlerin, galip olan Türklerin, mezarlıkları yağmalayacağı ve tahrip edeceği kaygısına kapıldığına işaret eden Grundy, şöyle devam etti:

”22. piyade taburundan Avusturalyalı Yarbay Richard Armstrong Crouch, ölen askerlerin ailelerine güven vermek ve korkacak bir şey olmadığını belirtmek için şu sözleri yazdı, ‘Hayatını kaybetmiş cesur askerlerimizin yakınları arasında büyük bir gerginlik olduğunu görüyorum, askerlerimizin mezarlarının tahrip edileceği hakkında büyük bir korku var. Bence böyle bir korku olmamalı. Türkler şu ana kadar ne kadar onurlu düşmanlar olduklarını defalarca gösterdiler. Almanlar olsa çok daha azını beklerdim, fakat bu Türklerin Müslüman olması ile birlikte benim de onların müşerref ölülerimizin yattıkları yeri gösteren haçlarımıza bir saygısızlık göstermeyecekleri hakkında hiçbir şüphem yok.’

İtilaf Devletleri, yarımadaya döndükten sonra mezarlıkları sahiden el sürülmemiş halde buldu. Bazı haçlar çıra olarak alınmıştı, ama geride kalanların mezarlarında yaygın bir tahribat söz konusu değildi. Mezarlıklara tabi ki bugüne kadar bakılmaya devam ediyor. Ama yarımadada çok daha önemli bir şey toprağa verilmişti.

Gelibolu’yu çatışmalardan 50 sene sonra ziyarete gelen İngiliz Guy Penreath’a göre

, ‘Gelibolu seferleri askeri bağlamda İngiltere için korkunç bir başarısızlıktı, ama başka bir anlamda, karşı karşıya gelen ordunun ruhani bir zaferini işaret ettiğini düşünüyorum. İki ordu da birbirinin azmi ve mücadeleci ruhuna saygı duyar hale geldi. Bayıltıcı sıcaklar, bulut misali sinek sürüleri, dizanteri, su kıtlığı, yok denecek kadar az cephane ve tükenmişlik iki tarafın da sırtlandığı yüklerdendi. Burayı kutsallaştıran askeri bir zafer değildir, burayı kutsallaştıran bu insanların dayanıklılığı ve ülkeleri için kendilerinden verdikleri fedakarlıklardır. Gelibolu’da katıldığım bir anma töreninde Türk bir yüzbaşı İngiliz papazın elini sıktı ve şu sözleri ekledi, ‘Bizim ve sizin askerlerin Gelibolu’da öldürdüğü tek şey aramızdaki düşmanlıktı.”

Hibya Haber Ajansı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here